📺 Kanal: Mustafa B. Bozkurt [Lex Historiae]
Video süresi: 21:26 (Sadece ilk %15'lik özet gösteriliyor)
Sayfa 1 / 1 (Toplam 36 satır gösteriliyor)
Efendim merhabalar, iyi günler Lexistorye'nin yeni bir bölümüyle huzurlarınızdayız.
Eski takipçilerimiz hatırlayacaktır.
Bu kanalda Uykusuzlara Masallar ismiyle bir seriye başlamıştık.
Ve eski İstanbul'un artık masal olmuş hatıratından tuhaf, eğlencelik hikayeleri sizlerle paylaşıyorduk bu serimizde.
Bugün de Ramazan-ı Şerif münasebetiyle Selim Nusret Gerçek Beyefendiden çalgılı kahveler hikayesini dinleyeceğiz.
Bir zamanlar Ramazan'ın olmazsa olmazıydı çalgılı kahveler, Selim Nusret gerçekte bu kahvelerin nasıl olduğunu bizlere bütün canlılığıyla bu metinde aktarıyor.
Metni Büyena yayınlarının basmış olduğu Geçmiş Zamanlara Dair isimli kitaptan alıntılıyorum.
Raviyan-ı Ahbar ve Nakilan-ı Asar şöyle rivayet etmişler diyerek başlayalım söze.
Bu arada İranlıların bir lafı vardır.
Masallara başlamadan önce hep bu girizgahla işe başlarlar.
Yekibut yekinebut, gayrihoda heçkesnebut.
Yani bir varmış, bir yokmuş.
Hüdadan başka kimse yokmuş.
Efendim adetleri eskiden daha çokken gittikçe azalan ve 1910 senesinden beri artık tarihe karışan bu çalgılı kahveler hep Ramazanlarda kurulurdu.
Evvelce semt semtte sadüf olunan bu kahvelerin en meşhurları Laleli'de, Çukurçeşme'de, Galata'da, Çeşme Meydanı'nda, Defterdar'da ve Kasımpaşa'daydı.
Bunların belli başlı müdavimleri de semtlerinin tulumbacılarıydı.
Bu tulumbacı sözüne takılmayınız. Zihninize gelen basma kalıp fikirleri bir tarafa atınız.
Tarifine çalışacağımız bu kahveleri daha iyi görür ve müdavimlerini daha iyi anlarsınız.
Yukarıda ismi geçen bu dört kahvenin, bilhassa baştaki ikisinin İstanbul kabadayıları arasında şöhreti çok büyüktü.
Bu kahvelere devam etmek ve bunlara merbut tulumbalarda bulunabilmek için ilk olarak diğer kahvelere mülazemet eylemek,
diğer tulumbalarda hizmet etmek, yararlılıklar göstermiş, kabadayılıklar yapmış,
velhasıl kendini tanıtmış olmak ve yaşı başı kemalini bulmak lazımdı.
Ancak bu şartları dolduranlar buraya devam ederlerdi.
Bu sebepten dolayı bu kahvelere müdavemet edenlerin buraya gelmeden önce ne gibi safhalardan geçtiklerini de kısaca anlatmak gerekir.
O vakitler İstanbul'un her mahallesinde bir tulumba ve tulumbacı teşkilatı vardı.
Bu mahallelerde bir tulumbacı koğuşu bir de tulumbacı kahvesi bulunurdu.
Mahalle koğuşları yatmak için değil yalnız tulumbanın teferruatını muhafaza içindü.
Yangın oldukça tulumbacılar derhal oraya koşarlar ve yangına gitmeye hazırlanırlardı.
Koğuşları olmayan mahallelerde de tulumbacı kahvesinde soyunmak adeti vardı.
Koğuşların kendine mahsus erkanı ve adabı vardı.
Buralarda icap ettikçe sofa tabir olunan toplantılar yapılır ve fena halleri görülen tulumbacıların terbiyesi görüşüdür konuşulur,
onlara nasihat edilir ve lüzum hissedilirse onların tedibi cihetine gidilirdi.
Bu kahvelerin müdavimleri hemen her akşam toplanırlar.
Bazen cüra, saz, bağlama, bozuk, çığırtma, darbuka, zilli maja gibi aletler çalarlar ve eğlenirler.
Bazen de milli oyunlar oynarlardı.
Bu gençlerin arasında çok güzel seslilere rast gelinirdi.
Bu sayfadaki alıntılar, yapay zeka destekli otomatik deşifre sistemimiz tarafından oluşturulmuştur. Orijinal video ve tüm hakları ilgili YouTube kanalına aittir. Sitemiz yalnızca arama kolaylığı sağlamaktadır. Telif hakkı sahipleri, iletisim@minhec.com üzerinden bildirimde bulunarak içeriğin kaldırılmasını talep edebilir.