📺 Kanal: Hayalhanem
Video süresi: 36:20 (Sadece ilk %15'lik özet gösteriliyor)
Sayfa 1 / 2 (Toplam 93 satır gösteriliyor)
Şimdi üçüncü işarete mektubu atı semedaniye diyelim. Mektup yazma bir hal işidir aslında değil mi? Mesela şimdi ben askere gittim, şehirdeki dostumu özledim. Ben ona mektup yazdım öyle. Mektupta ben neyi anlatmak istedim? Kendi halimi anlatmak istedim. Bir mektup yazdım ve ben askerde bu bu bu durumdayım diye onları anlatmak istedim. Sen cevap olarak ne yazdın? Ey teyzemin oğlu merak etme ben de bu bu haldeyim. Anan böyle, bacım böyle, bunlar iyi, çocuk bu şekilde. O da kendi halini anlattı. Yani mektup aslında bir hal anlatma çeşidi. Samed'e bakalım. Samed'de şöyle bir hususiyet var.
Samet. Yani onun hiçbir şeye ihtiyacı yok.
Her şeyin ve herkesin ona ihtiyacı var. Hiçbir şeye ihtiyacı yok.
Yani, peki bana mektup göndermeye ihtiyacı var mı? Ona da ihtiyacı yok.
Bak, çok ilginç bir lütuf ağa bu. Şimdi benim askerde Ömer'e mektup göndermeye ihtiyacım var mı?
Var aslında yani. Bu hissi bir şey Ömer.
Askerde adamlar o mektupları ne kadar çok yazarlar. Eski adamlar hala mektup yazarlar.
Şimdi Allah Azze ve Celle'nin mi böyle bir ihtiyacı var mı mektup gönderme ihtiyacı? Yok.
Olmamasına rağmen neye binayen gösteriyor?
Şunat'a binayen. Nedir o şunat? Semadaniyet.
Samadaniyet. Yani onun hiçbir şeye ihtiyacı yok. Evet. Ama her şeyin ve hepimizin Allah Azze ve Celle'nin kendine ihtiyacımız olduğunu Allah biliyor.
Bu yüzden hikmeti iktiza ediyor. Bu yüzden merhameti iktiza ediyor. Bizleri düşündüğünden hani padişah böyle tahta çıktığında ulufe dağıtır ya.
Düşünür mü? Bu adam iyidir, bu benim kötüdür. Bu adam şunlardan da düşünmez değil mi? Ne yapar? Herkes ulufeyi dağıtır.
Allah Azze ve Celle de mektubu Samadaniye'de aynı şekilde padişahın tahta çıkıp ulufe dağıttığı gibi hepimize ihtiyacımız olmasına binaen kendini daha iyi tanıyalım,
kainata geliş amacını daha iyi anlayalım diye sürekli gözümüzün önünde baharı yaratması, hücreleri yaratması, kendi vücudumuz üzerindeki onarım faaliyetleri,
bu ve bunun gibi şeylerin her birini bizim ihtiyacımız var diye mektubatı Samadaniye şeklinde bize sunmuş.
O zaman portakal, bu nevden bir mektup mudur?
Evet, benim size ve portakala ihtiyacım yok ama sizin benim bu mektubuma ihtiyacınız var.
Peki ben o portakalı alsam, hart hart hart yiyip şöyle bir de basket atayım diye çöp kovasına sallasam bu mektubu doğru okuma şekli olur mu?
Olmaz. O mektubu doğru okuma şekli nedir? Allah namına alacağım, Allah namına yiyeceğim, birine vereceksem de Allah namına vereceğim.
Ancak bu şekilde ona mektup özelliğini gösterebilirsin. Öteki türlü sizler bana mektup gönderseniz, ben de o kağıtların her birisini alsam,
mangalın altına odunlar tutuşsun diye kağıt koysam, siz de bundan haberdar olsanız üzülmez misiniz?
O kadar duygularımızı yazdık içinde, o kadar mesaj yazdık içinde, adrese teslim ismini yazdık üstüne.
Sen o mektuba nasıl olur da böyle davranırsın diye insan üzülürdü. Mesela bir elmada manane olabilir ki.
Ne olabilir? Senin buna ihtiyacın var. Evet belki hayatta kalmak için ihtiyacın yok.
Ama benim zenginliğimi tanıman için ihtiyacın var. Gönlünün hoş olması için senin bu elmaya ihtiyacın var.
Senin gönlün o kadar farklıdır ki bazen sadece elma versem hoş olmaz.
Mesela dün manava girdim ben sadece elma mı aldım?
Yok elma almadım bile ne aldım?
Çilek, muz, erik.
Tek çeşit niye almadım?
Demek ruhumda bir ahenk var yani.
Ya benim canım şöyle muzun yanında çilek de olsun.
Demek benim ruhum tek mektupla da yetinmiyor.
Bak kendini böyle tanı.
İş dünyana bak ben oradan tek çeşit alıp da çıkabilirdim.
Ama öyle olmadı.
Hatta bir de hayalde ne vardı?
Armutu, elma, portakal vardı değil mi?
Tek çeşidi de yetmedi.
Yani benim mektuba açlığım var açlığım.
Ama Allah'ın bana hiçbir gönderme zorunluluğu yok.
O yüzden mektubu atı samadaniye benim ihtiyacım olan ama mektup sahibinin onu bana göndermeye ihtiyacı olmayan ve sürekli sürekli istediğim kadar o mektuplardan okusam bitmeyen.
Her okuduğumda ayrı ayrı manalar çıkan.
Şimdi ben bugün elma yedim yarın yedim öbür gün yedim.
Yarın bir gün o elma bende bir açılsa çok sevdiğiniz bir zatı düşünün böyle.
Yavuz Sultan Seliman kabrinden çıkmış gelmiş oturmuş şurada.
Her birimize de birer elma veriyor.
Koca hünkâr ya.
Ben o hayat 30 saniyede yesem alacağım lezzet o kadar elmadan 30 saniyelik.
Bu sayfadaki alıntılar, yapay zeka destekli otomatik deşifre sistemimiz tarafından oluşturulmuştur. Orijinal video ve tüm hakları ilgili YouTube kanalına aittir. Sitemiz yalnızca arama kolaylığı sağlamaktadır. Telif hakkı sahipleri, iletisim@minhec.com üzerinden bildirimde bulunarak içeriğin kaldırılmasını talep edebilir.