📺 Kanal: Mustafa B. Bozkurt [Lex Historiae]
Video süresi: 165:45 (Sadece ilk %15'lik özet gösteriliyor)
Sayfa 4 / 5 (Toplam 229 satır gösteriliyor)
Nehrin 3 kilometre yakınına bir bahçe yaptırdı Abdurrahman ve bu bahçede Şam'a kendi memleketine olan özlemini yansıttı.
Anlatılanlara göre bahçenin içerisinde Abdurrahman'ın kız kardeşinin Suriye'den gönderdiği bir nar çekirdeği de ekilmiş ve bir nar ağacı yeşermişti.
Abdurrahman bu bahçeye Suriye'de bir köy adı olan Rusafa adını verdi.
Rusafa'da dolanırken bir gün bir palmiye ağacına rastlar ve bir anda gözleri dolar ve şu şiiri söyler.
Yabancısı olduğun bir toprakta yetişiyorsun Rusafa ağacı. Evimizden uzaklığımızla birbirimize benziyoruz.
Yağmur bulutları seni sulasın ve bu sürgünde seni beslesin.
Abdurrahman'ın özlemi şehrin mimarisine de yansımıştır.
Bu özlemin en güzel göstergelerinden bir tanesi meşhur Kurtuba Camii'dir.
Arkamda görmüş olduğunuz Çankulesi bir zamanlar minareydi.
Tıpkı Giralda gibi.
Şu anda Kordoba Camii'nin içerisindeyiz.
Bahçesindeyiz daha doğrusu, avlusundayız.
Burası Endülüs Emevi Devleti'nin ilk inşa ettiği binalardan bir tanesi.
Aslında biraz daha ufak bir mescid olarak inşa ediliyor Halife Abdurrahman tarafından.
Ancak o ve Ardlıları bu mescidi kademe kademe genişletiyorlar.
Son genişlemelerle takriben 50 bin kişiden fazla bir cemaatin bu mescitte toplanabildiği düşünülüyor.
Kurtuba Camii'ni ilk defa seyreden biri bir sütun ormanında yahut aynalar salonunda olduğunu zannedebilir.
Birbirini tekrar eden sütunlar kesintisiz bir sonsuzluk görüntüsü sunar.
Geleneksel anlatı bu sütun ormanının Abdurrahman tarafından palmiye bahçelerine benzemesi için kasten tasarlandığını ifade eder.
Atnalı şeklindeki vizigot kemer sisteminden Roma su kemerlerine benzeyen yapılara pek çok yerel unsurdan,
Kayrevan Ulu Camii'nden ve Şam'daki Emevi Camii'nden açık esintiler taşır.
Bu bakımdan Endülüs kimliğinin güzel bir yansımasıdır Kurtuba Camii.
Hem iberli ve yerli hem de Müslümandır.
Caminin olduğu yerde bugün ailiyeti tartışmalı bir Roma binası bulunuyordu ki
Abdurrahman bu binayı 100 bin dinara satın alarak mescidini şehre hakim bir tepe olacak şekilde inşa etmişti.
Yine bazı kaynaklar caminin yerinde Aziz Vincent Katendrali'nin bulunduğunu,
Abdurrahman'ın bu satın alıma karşı sur dışında kilise inşası için Hristiyanlara yer verdiğini kaydeder.
Abdurrahman'ın ardından gelen Emevi Sultanları bu camiye kıymetli eklemeler yaptılar ve bugünkü büyüklüğüne ulaştırdılar.
İkinci Hakem devrinde yani 900'lü yıllarda İstanbul'dan getirilen mozaik ustaları caminin mihrabında ve kubbesinde çalıştı.
Hakemin bu mescide kokulu ağaçlardan ve fil dişlerinden bir minber yaptırdığı biliniyorsa da bu minber günümüze ulaşmamıştır.
Avlusunda bir bahçe bulunan ilk mescit ve en çok sütün barındıran cami olma özelliklerini taşıyan Kurtuba Camii,
hem İspanyol mimarisini hem de İslam mimari geleneğini derinden etkilemiştir.
Uzun yıllar Endülüs sanatının zirvesini temsil etti ve ilham kaynağı oldu Kurtuba Camii.
Şehirde bugün ufak tefek kalıntıları ayakta kalmış olan bir de saray kompleksi, İspanyolların ifadesiyle Alkazar yani El Kasır bulunuyor.
Bu kompleksten geriye kalan en sağlam unsur sarayın hamamı, bugünkü adıyla Banyostel Alkazar Kalifal yani Halife Kasrı'nın banyosudur.
Tüm bu gelişmelere rağmen Endülüs Emevi kültürünün zirveye ulaşması için 200 sene kadar beklemek gerekecektir.
O dönemde medeniyetin merkezi Abbasi idaresindeki Bağdat'tır ve kimse onlarla yarışacak kadar ileriye gidememiştir.
Söz gelimi, bütün güzelliğine rağmen Kurtuba Camii ince hesaplama imkanından mahrum olunduğundan kıbleye doğru değil, kabataslak güneye doğru çevrilmiştir.
Endülüs'te Maliki mezhebine dayanan sade bir yaşam tercih edilmişti.
Malikilik bu topraklarda kök salmıştı.
Halkın karmaşık etnik yapısı ve ülkenin merkeze uzaklığı bu uçurumu derinleştiriyordu.
Kordoba doğumlu İbni Abdurrabbi eserini Abbasi sarayına gönderdiğinde İranlı vezirin bu eserle dalga geçtiği aktarılır.
Ancak Endülüslülerin Abbasilerle aralarında olan bu uçurumu kapatmaları çok uzun sürmeyecekti.
Dokuzlerin başında Afrika'da ortaya çıkan Fatımî hilafeti Abbasilerle rekabet halindeydi.
Bu rekabet Endülüs için yeni bir fırsat yarattı.
Endülüs emiri 3. Abdurrahman kendisini halife ilan etti.
929 senesinde yine Kurtuba Camii'nde okunan hutbe ile Kurtuba Hilafeti kurulmuş oldu.
3. Abdurrahman 936 senesinde Kurtuba'nın 8 km kuzeybatısında Cebelül Arus yani Sierra Morena Dağı'nın güney eteklerinde yeni bir şehir inşa etti.
Medinet-ü Zehra.
Bu, hem Fatimilere açık bir meydan okuma hem de Endülüs nizamını tek bir elden idare etmek için önemli bir hamleydi.
Bu sayfadaki alıntılar, yapay zeka destekli otomatik deşifre sistemimiz tarafından oluşturulmuştur. Orijinal video ve tüm hakları ilgili YouTube kanalına aittir. Sitemiz yalnızca arama kolaylığı sağlamaktadır. Telif hakkı sahipleri, iletisim@minhec.com üzerinden bildirimde bulunarak içeriğin kaldırılmasını talep edebilir.