📺 Kanal: Mustafa B. Bozkurt [Lex Historiae]
Video süresi: 79:06 (Sadece ilk %15'lik özet gösteriliyor)
Sayfa 1 / 3 (Toplam 112 satır gösteriliyor)
Efendim merhabalar, iyi günler Lexistorye'nin yeni bir bölümüyle karşınızdayız. Bu sefer canlı. Sesim geliyor mu güzel bir şekilde, görüntü de iyiyse? Yavaştan Sermet Muhtar Alüs'un İstanbul'un geçmiş günlerinde yeme içme diye şöyle güzel bir kitabı var.
Bu kitaptan bir pasajla başlayacağım. Ondan sonra da sizin sohbete iştirakinizle devam edeceğim.
Ama tabii bu ses hususunda beni bilgilendirirseniz memnun olurum.
Hah tamam geliyormuş bir problem yokmuş.
Şimdi Sermet Muhtaralus çok mühim bir yazarımız.
Çok mühim İstanbul tarihine dair köşede kalmış, kıyıda kalmış meseleleri derleyen bir adam.
Dolayısıyla ben kendisini okumaktan büyük zevk alıyorum.
Bu meyanda da hazır bayram günü gelmişken bayramla ilgili bir pasaj vardı onu okuyayım istedim. Daha sonra da sarayda kurban merasimine ilişkin bir görüntü Twitter'da dolandı. Onu belki izleriz ondan devam ederiz.
Şimdi efendim bir saniye şu ayarlara bir bakacağım sadece şöyle bir saniyenizi rica ediyorum.
Evet tamamdır.
Evet nasılsınız nasıl geçti bayramınız?
Evvela oradan başlayalım.
Bir sıkıntı yok inşallah elini kolunu kesen yoktur.
Bu bayramda çok böyle hadiseler yaşanır malum.
Herkes salimse başlayalım o zaman.
Evet eski İstanbul'da kurban bayramı diyor Sermet Muhtar Halüs.
Bayrama bir hafta kala İstanbul'un en başta Beyazıt olmak üzere Fatih, Unkapanı, Sultanahmet, Binbirdirek, Kadırga gibi büyük meydanları koyun sürüleriyle dolardı.
Her sürünün yanında Rumeli'den, Anadolu'dan gelmiş gocuklu, yamçılı, kepenekli celepler, çam yarması gibi çobanlar, koca koca çoban köpekleri.
Sürüler birbirine karışmasın diye koyunların alınları, sırtları renk renk boyalarla işaretli.
Etrafta bir yığın ipli küfeli hamal.
Azı alışverişe gelmiş, çoğu ortalığı seyre çıkmış.
Her çeşitten, her yaştan omuz omuza insan.
Paşa, bey, efendi, kadın, nine, hanım, teyze, taze, irili ufaklı çocuk ve burnunu çeke çeke karşıdan bakan parasız pulsuz takımı.
Koku genizleri yakıyor, ahıra, ahıla girmiş gibi her taraftan boydan boya davar pisliği, dereler gibi davar sidiği içerisinde.
Sürülerde koyunun envağı mevcut kıvırcık dağılıç karaman kızıl karaman bunların da günası yani çeşit çeşit semizi sıskası kuru kemiği sağlamı illetlisi can çekişini şimdi burada bir es verelim öncelikle dikkat ederseniz kurban denince İstanbul'da kurban denince Sermet Muhtar Halüs'ün ilk anlattığı şey koyun sürüleri koç sürüleri.
Çünkü bizde eski yeme içme kültürümüzde daha doğrusu küçükbaş hayvan tercih edilirdi. Nuri Bilge Ceylan filminde de vardır. Yenecek et koyundur diyor. Böyle bir telakki vardı. Büyükbaş daha çok bizim Kuzey Doğu Anadolu'da, Doğu Anadolu'da hem de iklimin de getirdiği bir zaruret olarak oralarda tüketilir, oralarda yenirdi.
Hatta oralardan böyle dinleyicilerimiz varsa, izleyicilerimiz varsa bilirler. Oralarda bu hayvanlara da ayrıca bir ehemmiyet, bir hususiyet verilir. Çok sevilir yani buzağlar vesaire. Özellikle Karadeniz'den. Nitekim geçen de Twitter'da da Mehmet Mert Bey hatırlatmış, paylaşıldı. Pirinç pilavı ve küçük baş hayvan eti ikram ediliyor.
Fakat Yeniçeriler değildi oradaki.
Abaza Mehmet Paşa olması lazım.
Bu Celali isyancılarının arasında bunlar ikram ediliyor.
Ayaklananlara.
Bir gün herhalde bir para yetişmemiş bir şey olmuş.
Bulgur pilavı ve büyükbaş hayvan eti ikram edilince millet isyan etmiş.
Hatta Abaza Paşa epey ağlamış bu hadise üzerine.
Yazıklar olsun biz kimlere güvenip isyan ettik.
Şu hale bak falan gibilerinden adamcağız perişan olmuş.
Naima tarihinde geçiyor bu hadisede.
Dolayısıyla yani yenecek et makbul et denince akla küçük baş hayvan geliyordu ki Sermet Muhtar Al Usta şimdi yeni gelenler için bir daha göstereyim İstanbul'un geçmiş günlerinde yeme içme eserinde kurbandan bahsedince küçük başla başlıyor.
Fiyatları mal ve keseye göre İyikoç 10-12 mecidiye, şöyle böylesi 7-8 mecidiye, Pestenkerani'si 5 mecidiye.
Kafile kafile ilk getirildiği ve meydanlara yeni yayıldıkları günler besitlileri daha satılmadığından paşalar, beyefendiler hemen davranır ağlarını, uşaklarını peşe takıp ayaklanırlardı.
Valide ve peder gibi ahiret mekanlara, refika, mahdum, kerime, gelin, damat, torun gibi aile efradına ayrı ayrı birer baş hayvan seçerlerdi.
Gün geçtikçe fiyatlar düşer, hele arife günü büsbütün iner, yalın kat kes ellerde bir tek kurbancık edinir, parasını sayar saymaz hamala yükletip eve taşırlardı.
Şimdi burada da bir hususiyetten aslında bahsediliyor.
O da, şimdi küçük baş kesilecek ya netice itibariyle az et çıkıyor.
Dolayısıyla durumu müsait olanlar bütün aile fertleri için birer tane küçükbaş kesmek adetine edinmişler.
Hatta ve hatta Ümmuhat-ı Ceddattan eski tabirle vefat edenler için de birer tane küçükbaş kesilmesi adeti söz konusu eski İstanbul'da.
Buradan bahsediyor. Hatta şöyle bir şey de ben duymuştum. Hani çocuklar tabii bu küçük hayvanları, sevimli hayvanları çok seviyorlar.
Onlarla oynuyorlar kurban gününe kadar.
Hal böyle olunca ayrılıklarından bir ızdırap duyuyorlar.
Bu ızdırabı çekmesin çocuklar diye bir de kuzu alınırmış.
Bu sayfadaki alıntılar, yapay zeka destekli otomatik deşifre sistemimiz tarafından oluşturulmuştur. Orijinal video ve tüm hakları ilgili YouTube kanalına aittir. Sitemiz yalnızca arama kolaylığı sağlamaktadır. Telif hakkı sahipleri, iletisim@minhec.com üzerinden bildirimde bulunarak içeriğin kaldırılmasını talep edebilir.